25 Kasım’da Fatih’li Kadınlarla Şiddeti Konuştuk

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde KŞKMİ olarak Fatih’te mahalleli kadınlarla buluşup şiddet üzerine bir söyleşi yaptık. Avukat Ayşegül Kaya bize şiddetle nasıl mücadele edebileceğimiz üzerine verimli bir konuşma yaptı. O söyleşiden elde ettiğimiz notları sizlerle paylaşmak istiyoruz:

  • Şiddet biz doğmadan başlar. Bizim için hazırlanmış bir dünyaya, seçmediğimiz cinsiyetimizle, zaten var olan bir kültürün ve kuralların içine doğarız ve bize öğretilenlerle büyürüz. Doğduğumuz toplumdaki sinsi kurallardan biri rekabettir. Erkekler birbirleriyle yaşamın her alanında rekabet ederken, kadınlar da gelin, görümce, kaynana, elti gibi kavramlarla bir kimlik sahibi olup birbirleriyle rekabete zorlanır. Kadın kadının kurdudur, derler. Kadınların yaşadıkları sorunları hep hasıraltı etmesi ve dillendirmemesi, sıkıntılarını içinde yaşaması telkin edilir. Kol kırılır, yeni içinde kalır anlayışı vardır. Ancak kadınlar öncelikle sorunlarını paylaşmayı, dayanışmayı ve el ele vermeyi öğrenmelidir. 1960 yılının 25 Kasımında öldürülen Mirabal kardeşler faşist bir ortamda doğmuştu. Faşizm ve iktidarlar kadınların başkaldırmasını istemez. Ayrımcılıkla beslenirler ve böl yönet stratejisi uygularlar. Bunun için kadınların bir arada olması ve birbirlerine destek vermeleri çok önemlidir.

 

  • Medeni yasada ve ceza yasasında bizi koruyan haklarımız var. Ancak biz kadınlar bilgiye ulaşma güçlüğü yaşıyoruz. İktidar için bilgi çok önemlidir. Bilgiyi üretir, manipüle eder hatta saklayabilir. Özellikle kadınların bilgiye ulaşmasını istemezler. Çünkü kadınlar haklarını bilirse önce kendine uygular, sonra çevresine öğretir. Örneğin; nikâh konusunda hem medeni kanunda hem de dinde uygulanması gereken önemli haklarımız var. İslam’da kadının Mehir hakkı vardır. Mehir kadının evlilikte güvencesidir. Medeni yasada ise eğer erkek kadını terk edip sorumluluklarını yerine getirmez ya da ikinci bir eş getirirse kadına nafaka ödemek zorundadır. Çocukların da hakları vardır. Anne babalar çocuklarına iyi bakmakla yükümlüdür. Annelerin özellikle kız çocuklarını desteklemesi, okutması, evliliğinde ve tüm yaşamında yanında olması gerekir.

 

  • Toplumca çok eleştirilen ve önyargıyla bakılan feministler “özel olan politiktir” der. Şunu unutmamalıyız: Şiddeti eğer biz yaşıyorsak mutlaka başkaları da yaşıyordur. Bu toplumsal bir problemdir ve sorunlarımız dayanıştıkça çözülür. Sadece kendimize değil başkasına uygulanan şiddete de ses çıkarmak, gerektiğinde bağırmak, şikayet etmek gerekir. İşe yaramaz diye düşünmeyelim. Tek bir hareketimiz bile işe yarar. Çünkü şiddet uygulayıcıları ses çıkaran olmaz zanneder. Oysa beklenmeyen hareketi yapmak gerekir.

 

  • Şiddet bir döngüdür ve sinyal verir. Erkek, önce kadının hayatına karışır. Bunu giyinme, bunu paylaşma, bunu yapma der. Bu sevginin göstergesi değildir. Kadın bu evrede uyanmalıdır. Sonra ilk ses gürlemeleri başlar ve ardından ilk tokat gelir. Bunun ardından pişmanlık evresi başlar. Kadın bir şekilde ikna olabilir ama gerisinin geleceğini bilmelidir. Şiddet bazen ara verir, sonra devam eder. Bu döngüyü kırmanın yolu beklenmeyini yapıp, dayanışmaktır. Ceza kanunu şiddete az ceza vermez. Sorun uygulayıcılardadır.

 

  • Toplum biz kadınların aleyhinde olan kuralların yeni nesillere aktarımı görevini anneye yükler. Eğer anne bu kuralları çocuklarına aktarmazsa cezalandırılır, kötü anne olur. Çünkü toplumun jandarmalığı anneye yüklenmiştir. Maalesef kız çocuklara uygulanan şiddette anneler başrol oynuyor. Bu anlayışın değişmesi gerektiğini annelere ulaştırmak gerek. Elbette mücadeleci anneler de var. Van’dan yalınayak beş çocukla İstanbul’a gelip çalışarak yaşama tutunmuş kadınlar da var. Bu bir onurdur.

 

  • Kadınlar gücünü bilmelidir. İktidar, önce kadın ve çocuk derneklerini kapatır. Çünkü oralardan çok büyük mücadele çıkar. Babalar kız çocuklarından korkarlar. Hemen evlendirip kocasına emanet etmek isterler ama gün gelir babalara kızları bakar. Gelin alan ailelerde de küçük gelsin, eğitelim mantığı vardır. Kadın okusun, ama iyi anne olmak için mantığı da alçakçadır. Her şey olmamızı isterler yeter ki ‘ben’ olmayalım.

 

  • Kanunlar güçlü için değil, mazlum ve mağdurlar için yazılır. Bu yüzden yasa için başvurmaktan geri durmayalım. Yasadan sonuç alamayız diye düşünmeyelim. Mutlaka netice alınır. Şiddet mağduru kadınlar bu konuda çalışmalar yapan Mor Çatı’ya ve diğer kadın örgütlerine başvurabilirler. Ayrıca kadınlar baroya başvurup ücretsiz avukat isteyebilirler. Kadınlar şiddete uğradıklarında bazen hukuka ulaşmanın çok güç olduğunu düşünürler. Ancak öyle değildir. Kimi zaman dilekçe yazmak gözümüzde büyüyebilir. Oysa dilekçe yazmak çok basit bir şeydir. Derdimizi kısaca anlattığımız, küçük, basit bir yazıdır. Avukatlarımız da bu işi bizim için yapabilir. Dilekçeyi postaya vermek bile yeterlidir. Eğer avukat istiyorsak baronun avukatlarına, Çağdaş Hukukçular Derneği, Mor Çatı, Kadın Eserleri Kütüphanesi gibi yerlere başvurabiliriz. Hukukun çok uzak ve karmaşık bir süreç olduğu düşüncesi bir tuzaktır. Bazen bir suç duyurusu için karakola gitmek bile yeterlidir. Yurttaş devlet içindir gibi yanlış bir algı var ancak devlet yurttaş içindir. Her devlet dairesinde bir usul vardır. Bize bugün git, yarın gel derlerse dik durmalıyız. Hayır gitmiyorum, şikayetimi kayıda geçirmek zorundasınız demeliyiz. Beden dilimizi iyi kullanmalı, sakin, net ve kararlı olmalıyız. Böyle yaparsanız kesinlikle sonuç alırsınız.

 

  • Feminizmin Türkiye’de 1986-87 yıllarında yükseldiğini görüyoruz. O zamanlar medeni kanunun yarısından fazlası kadınlar aleyhineydi. Üniversitede çok değerli hocalarım vardı ama hiçbiri bu kanunlar kadınların aleyhine demedi. Bu kanunların değişmesi kadın mücadelesiyle gerçekleşti. Kadınlar gücünü bilmeli. Kadın mücadelesiyle devletler sarsılır. Yıllar önce özel bir radyoda program yapıyordum. Bir programda ensest konuşmak istedim. Engellemeye çalıştılar ancak ben direttim ve programa başladım. İkinci dakikada telefonlar kitlendi. Küfürler ve hakaretler havada uçuştu. Bir telefon geldi. Kadın çok kısık sesle konuşuyor. Aile içi ensestten bahsetti. Bu bile aslında kısa sürede çok ilerlediğimizi gösteriyor.

 

  • Haklarımızı bilmek erkeklerle dövüşmek, boğuşmak demek değildir. Saygı, sevgi ölçüsünde güzel ve eşit bir yaşam kurmak mümkündür. Erkeklerin dönüşümü mümkündür.

 

  • Kadının gücünü kıran, şiddeti ve baskıyı meşrulaştıran ataerkil dinsel anlayışa karşı mücadele etmeliyiz.