Cinsel İstismar Düzenlemesine Karşı: Erkek Devlet Aklının Kurnazlığından Adil Olan Allah’a Sığınıyoruz!

2011 yılında Adalet Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’de her gün yaklaşık 30 kadın tecavüze, 95 kadın ise tacize uğramakta. Bu korkunç rakamlar biz kadınların sistematik olarak yaşadığı cinsel şiddetin sadece devlet erkinin kayıt altına alabildiği ve itiraf etmeye mecbur kaldığı kısmını yansıtıyor. Biz biliyoruz ki, sınırlarını erkeklerin belirlediği namus anlayışı sonucu, taciz ve tecavüz gizli kaldığı, etrafa duyurulup aile şerefini zedelemediği ya da dini/resmi evlilik adı altında sözde meşru bir zemine çekildiği sürece; yani erkeklerin egemenlik alanını tehdit etmediği sürece mazur görülebilmektedir. Aksine, taciz veya tecavüze uğrayan kişi kendisini suçlu ve kirli hissetmekte, kendisine sunulan her türlü “temizlenme” yolunu toplumsal baskıdan ve psikolojik şiddetten kaçmak için tercih etmeye zorlanmaktadır.

Evlilik kamusal vicdanı rahatlatmaya yönelik bir silah olarak erkek egemen hukukun emrine verildiğinde, kadınların payına daima rızaya dayalı cinsel ilişki kılığına girmiş tecavüzler düşecektir. Örneğin, 15 Mart 2015’te Niğde’de kayınpederinin silahı ile katledilen Hilal Ünal 13 yaşında tecavüzcüsü ile dini nikahla evlendirilmiş bir kadındı. Aynı şekilde, İzmir’de tecavüze uğrayan 15 yaşında bir kız çocuğu durumunu ailesine anlattığında ailelerin ortak kararı ile tecavüzcüsüyle beraber yaşamaya başladı. Eğer sözde kocasından dayak yiyerek hastaneye kaldırıldığında hamile olduğu anlaşılmasaydı kayıt altına alınmayan diğerleri gibi onun da hikayesini bilmeyecektik. Sadece 2015 yılında çocuğa cinsel istismar sebebiyle 16.957 dava açılmış fakat bunların sadece bir kısmı mahkumiyetle sonuçlanmıştır.

İçinde yaşadığımız toplumsal gerçeklik buyken;

TBMM Boşanma Komisyonu tarafından hazırlanan yasa taslağı, 16 Kasım 2016 tarihinden öncesini kapsamak şartıyla, 16 yaşından küçük kız çocuklarının  karşılıklı “rızaya dayalı” cinsel ilişki yaşaması sonucu ortaya çıkan cinsel istismar suçunun kişilerin evlenmesi ile ertelenmesini önermekte, ta ki erkekten kaynaklanan bir sorundan dolayı evliliğin sonlanmasına kadar.

Çocuk cinselliğinde rıza nasıl tespit edilebilir?

Çocuğun rızası çok kolay manipüle edilebilen bir alana dönüşüp cinsel suçları meşrulaştırıcı bir işleve bürünmez mi?

Erkek aklı bir tecavüz vakasını kolayca rızaya dayalı cinsellik kılığına sokabiliyorsa bunu önlemek için hukuki bir mekanizma mevcut mu?

Hukuk sistemi bir gün kadınların hayır deme hakkını ve evlenmeme hakkını koruyacak mı?

Cevaplanmayı bekleyen birçok soru varken ve bu cevaplar biz kadınların deneyimlerinde aranmalıyken, hayatlarımızla ilgili böylesi büyük kararların alınmasında erkeklerin çıkarlarını gözeten ve tecavüzcü erkeklerin içine su serpen hukuk sistemini adalete çağırıyoruz.

Ataerkil toplumsal zihniyetin aile bütünlüğünü kadına rağmen koruma anlayışını reddediyoruz. Hukuk ataerkil gelenek ve öğretiler tarafından şekillendirilemez. Aksine, hukukun görevi kadının yaşamını tehdit eden bu gelenek ve öğretilere karşı kadını korumaktır.

Cezaevlerini kendisi gibi düşünmeyenlerle doldurmak için içerideki suçluları kamu vicdanını en az rahatsız edecek şekilde tek seferlik, kullan-at yasalar yardımıyla salıvermeyi tasarlayabilen erkek-devlet aklının kurnazlığından Adil olan Allah’a sığınıyoruz.

KADINA ŞİDDETE KARŞI MÜSLÜMANLAR İNSİYATİFİ