Referandumdan Önce ve Sonra: Tek Ses Değil İstişare, Diyalog, Barış!

وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

 

“Onların işleri aralarında istişare iledir”

(Şura Suresi, 38. ayet)

Kendisini ev içindeki tüm kararları tek başına alabilecek yetkinlikte gören kocalar ve milyonlarca hayatı her detayıyla kendisi yönetmek isteyen devletlerin karşısında; kadınların istişare edilebilir eşit varlıklar olarak karar alma mekanizmalarına dahil olma talebi her coğrafyada irili ufaklı bir çok mücadele doğurdu.  Tek seslilik ve gücün merkezileşmesi hiçbir zaman kadının lehine olmadı çünkü tüm sesleri bastıran o en güçlü ses ilk önce kadınların gündelik hayatına  yöneldi. Öyle ki; Kemalist Devrim’den sonraki Türkiye ile İslam Devrimi’nden sonraki İran’ı birleştiren şey devlet yöneticilerinin kadınların nasıl giyinmesi gerektiği konusunda  benimsediği üsttenci tutum oldu. Zorba bir yönetim altında yaşayan kadınların deneyimleri ile erkeklerin deneyimleri her zaman aynı olmadı. Kutuplaşma, şiddet ve eşitsizlik en çok kadınların hayatlarında yara açtı. Türkiye Cumhuriyeti kocaman bir kamplaşma üzerine inşa edildi ve yıllar boyunca yaralayıcı ayrışmalar üzerinden ortaklaşan her halk kendisiyle aynı kampa düşmeyenle mücadele etti. Referanduma doğru bu kamplaşma ve düşmanlığın daha da derinleştiğine şahit oluyoruz. Ama neyle mücadele ettiğimizi anlamamız için önümüze engeller koyuluyor; bu şekilde kaygı, korku ve öfkelerimiz diri tutulmaya çalışılıyor. İdeolojik aygıtların diri tuttuğu tartışmalar, kamplaşmalar ve ardı ardına gelen seçim kampanyaları bizi ihtiyacımız olan hakikat arayışından uzak tutuyor. Türkiye’deki başörtülü kadınların hafızasına kazınmış başörtüsü yasağı, önemli bir propaganda aracı olarak işlev görüyor. Başörtülü kadınlar bir daha o günlere geri dönmek istemiyor. Diğer yandan 15 yıllık AK Parti iktidarı boyunca, fiili olarak 7 yıldır serbest olan başörtüsünü “kamusal alanda inanç ve kılık kıyafet özgürlüğü” bağlamında anayasal güvence altına almak adına herhangi bir adım atılmadı. Bu şekilde, başörtülü kadınların bir daha yaşamak istemediği yasak günleri bir partinin iktidarını sürdürebilmesine bağlandı. Referandumla onaya açılan sistemin de bu bakış açısının bir uzantısı olduğunu düşünüyoruz. Hangi kesimden olursa olsun kadınların yaşam tercihlerinin tehdit altında olduğu düşüncesine izin vermeyecek bir anayasa istiyoruz.

 

28 Şubat döneminde sistemin okları başörtüsünü hedef aldığında adalet çağrısı için Boğaziçi Köprüsü üzerinde el ele vererek bir dayanışma zinciri oluşturan kadınlar olarak bizler, bugün KHK’larla işlerinden edilen, gözaltında doğum yapmak zorunda bırakılan, hayat tarzlarının tehlike altında olduğunu hisseden kadınlarla da el ele bir hak ve adalet zinciri oluşturmakta son derece kararlıyız. Seçtiğimiz hayatlar birbirinden ne kadar farklı olsa da, kadınların kaygıları, mücadeleleri ve kazanımları ortaktır.

Bozulmuş adalet terazisini onarmak için görevlendirilmiş Peygamber Hz. Muhammed dahi istikrar adına farklı sesleri susturmamış, insanlar üzerinde tahakküm kurmamış, vahyin “Sen onlar üzerinde zorba değilsin” (Ğaşiye Suresi, 22. Ayet) öğüdüne uymuş ve “İşlerinizi istişare ile yapın” (Şura Suresi, 38. Ayet) emrine sadık kalmıştır. İstişare, referandumdan önce de, referandumdan sonra da adalet çizgisinde kalabilmek için ihtiyacımız olan yegane şeydir. Erkek aklı gerekli gördüğü zaman etnisite, inanç, kültür, yaşam tarzı farklılıklarını bir kenara koyup ortak menfaatleri etrafında birleşmekten çekinmezken, bizim barış dilinden uzaklaşma, ve diyalog zeminini kaybetme lüksümüz yok. Referandum sonrası meclisteki milletvekili sayısının kaçtan kaça çıktığı değil, o mecliste yumrukların mı yoksa barış dilinin mi konuşulacağı önemlidir. Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı açıktır. Bu anayasa ancak olağanüstü hallerin ortadan kalktığı ve tüm seslerin duyulduğu bir ortamda yapılırsa tüm Türkiye’nin umudu olacaktır.

Referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın; herkesi, düşmanlık ve güç siyasetinin rağbet gördüğü yoz bir siyasi kültürden, çoğulculuğun ve adaletin hakim olduğu istişare kültürüne doğru bir yol açmaya ve bir arada yaşama imkanlarını inşa etmeye çağırıyoruz!