Müftülere Resmi Nikah Yetkisi Tartışmalarında Biz Neredeyiz?

Nüfus Hizmetleri ile Bazı Kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun Tasarısı, “Müftülere Nikah Kıyma Yetkisi Veriliyor” gibi başlıklarla uzun zamandır gündemde. Yasa tasarısı müftülere nikah kıyma yetkisinden çok daha fazlası olsa da, Türkiye’deki temel kamplaşma alanlarından birine tekabül eden  “Müftülüklerde nikah kıyılırsa ne olur?” sorusuna kendi cevabımızı üretmeyi ve laiklik-şeriat  tartışmalarının tıkadığı yolu biraz olsun açmayı önceliyoruz. Müftülüklerde kıyılan resmi nikahın halihazırda kıyılan belediye nikahıyla aynı prosedüre sahip olacağının garantisini alsak, bu şekilde çocuk yaşta evliliklerle bu anlamda doğrudan bir ilişkisinin olamayacağına ikna olacak olsak de tedirginiz. Neden mi?

 

Diyanet işleri Başkanlığı’’nın  gerekliliği muhakkak tartışılır ama bir anlığına  kurumun gerekliliği konusunda toplumsal bir mutabakat olduğunu  ve kurumun çalışmalarına toplumun da desteğiyle devam ettiğini varsayalım.  Kurum, isminin gereklerini yerine getiriyor ve bu yüzden de Türkiye coğrafyasındaki tüm dinlerin, mezheplerin ve dini grupların temsiliyetini tanıyor, faaliyetlerini tüm bu grupların ihtiyaçlarını gözetecek şekilde yerine getiriyor olsun. Bu hayali biraz daha ilerletelim ve devlet ile arasına mesafe koyan, kendisine ayrılan kamu kaynaklarını tüm dini gruplar arasında hakça bölüştüren bir Diyanet İşleri Başkanlığı düşünelim.  Diğer yandan, devletin hem bu kurumla hem de var olan toplumsal gruplarla eşit bir ilişki geliştirmeyi kendisine hedef olarak belirlediğini, dini hayatına  sokmayan vatandaşların da bu tercihlerini  özgürce yaşayabileceği bir gündelik yaşam için politik alan açtığını düşünelim.  Müftülüklere resmi nikah yetkisi verilmesi ancak böyle bir Türkiye’de kabul edilebilir bir uygulama olurdu.

 

Böyle bir ütopya görüntüsüne neden mi ihtiyacımız var?

Çünkü müftülüklere nikah yetkisi verilmesi aşağıdaki kadınların endişelenmesine neden oluyor, bu tedirginliğin ortadan kaldırılmaması halinde yasanın bizce kabul edilebilir bir yanı yok:

 

  • X (Hanefi olmayan, diğer din ve mezheplerin mensubu): “Ben de kendi dini referanslarımı benimseyen bir din insanının nikahımı kıymasını istiyorum, ama örneğin Caferi bir imam resmi olarak yok. Alevi dedelerinin dini statüsü devlet tarafından tanınmıyor. Hristiyan veya Musevi’yim ve bu durumda çifte nikah kıymak zorunda kalmaya devam edeceğim. Beni tanımayan bu yasa beni ayrıştırmaktan daha fazlasını yapacak mı?”
  • Y (Ateist): “Geleneksel olarak yaşanan din üzerinden her gün baskılanıyorum. Ailemin, çevremin bir gün beni “müftü nikahı değil seküler nikah kıydın” diye tekrar tekrar baskılamayacağının garantisini kim verecek?”
  • Z(Hanefi): “Her inanıştan arkadaşımın katılacağı bir nikah istiyorum ama ilerleyen zamanlarda etrafımdakilerin “müftü nikahi varken nasıl seküler nikah kıyarsın” diye beni baskılamayacağının garantisini kim verebilir?”

 

Son dönemde gündelik hayatımızdaki değişiklikler, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşti. Şu an ana akım ve kabul edilir olan belediye nikahının ilerleyen günlerde müftülüklerde kıyılan nikah olamayacağını iddia etmek oldukça naif bir yaklaşım olacaktır. Yeni bir kamplaşma alanı daha hayatımıza girdiğinde halihazırda var olan sosyal ayrışmanın daha da derinleşeceğini ve bu süreçte en çok zarara uğrayanların kadınlar olacağını biliyoruz.  Bu nedenle, her ne kadar teoride hatalı olmadığını düşünsek de, pratiğe geçtiğinde bizi yeniden tanımlama ve tercihlerimiz üzerinden ayrıştırma potansiyelinin çok yüksek olduğuna inandığımız bu tasarıyı desteklemiyoruz.

 

Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi