Suriyeli kadınlar yalnız değildir!

13.07.2017 Perşembe günü Suriyeli Emani Arrahman için kıldığımız gıyabi cenaze namazının ardından yaptığımız ortak basın açıklamasının metnidir: Video olarak izlemek için tıklayın.

 

2011’den bu yana önüne milyonlarca hayatı katıp farklı coğrafyaların vicdanına sürükleyen Suriye iç savaşı sonrası mülteci adı altında aynı torbaya koyduğumuz yaklaşık 6 milyon insan 6 milyon farklı hikayedir. Bu insanlar Suriye’de bambaşka kimliklere sahip olan ve zorunlu olarak göç ettiklerinde daha önce sahip oldukları birçok haktan mahrum kalmış, statü olarak uluslararası hukukta neredeyse askıda kalarak geçici misafir olarak tanımlanmıştır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı raporunda, insanlığı tehdit eden bir faktör olarak, çevrenin tahrip edilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığı ile birlikte uluslararası göç de sayılmıştır. İnsanlığın güvenliğini tehdit ettiği ileri sürülen uluslararası göç, bir insan topluluğunun hayatının tehlikede olması sebebiyle ülkesini terk ederek daha güvenli yaşayabileceğine inandığı bir toprak parçasına göç etmesidir.

BM raporunda da içkin olan, göçmeni ve yabacıyı suç ve kaosla ilişkilendiren söylem nasıl ki 11 Eylül sonrası ABD’de Ortadoğu’dan gelen göçmenlere karşı toplumsal nefreti uyandırmayı başardıysa, benzer bir söylemin Türkiye medyasındaki hakim dil aracılığıyla Suriyeli düşmanlığını giderek derinleştirdiğine şahit oluyoruz. Benzer şekilde, 16 Nisan Referandumu için yaptığı konuşmada, ülkenin ana muhalefet liderinin “ülkesi için savaşmayan Suriyeli gençler”, “Türk esnafın dükkanının yanında dükkan açıp vergi ödemeyen, rekabetin ilkelerine uymayan Suriyeliler”, “kamplarda beslenmeyen, 81 ile dağılmalarına izin verilen Suriyeliler”, “hastanede sıra beklemeyen, eczaneden ilaç alırken para ödemeyen Suriyeliler” karşısında bu ülkenin “asıl” vatandaşlarını sessiz kalmamaya çağırması gibi bu yönde yapılan daha birçok açıklama Suriyelilere yönelik nefretin büyümesine neden olmaktadır. İktidarın misafirperverlik söylemi Suriyeli sığınmacılara yasal bir statü tanımanın önüne geçmekte, yurttaşı olmadığı bir ülkede hayatta kalmaya çalışan sığınmacı için en temel hizmetler dahi bir minnet ilişkisi içerisinde sağlanmaktadır. Ülkenin Cumhurbaşkanı Avrupa’ya sopa göstermek isterken ülkemize sığınmış Suriyelileri bir tehdit unsuru olarak sunmakta ve milyonların zihninde sığınmacılara kötü bir rol biçmektedir.

Ekonomik, siyasal ve toplumsal kaygıların asıl muhatapları olan egemenlere değil bir günah keçisi olarak işaret edilen göçmen veya mültecilere yöneldiğini, tarihin bir noktasında ortaya çıkan ve en nihayetinde yapay olan ulusal sınırların belirlediği “asıl” ve “sonradan gelen” ayrımının insan haklarına ket vurduğunu görüyoruz.

Türkiye toplumu Suriyeliler gelmeden önce de homojen olmayan, çok kültürlü bir toplumdur ve biz biliyoruz ki bu ulusal sınırlar içerisinde farklı grupların hak taleplerine tarihsel olarak gerekli demokratik cevap verilmemiştir. Kadınlar hak taleplerine gerekli demokratik cevap verilmeyen grupların en kalabalığı ve en görmezden gelinenidir. Erkek şiddeti çeşitli biçimlere girip hayatlarımızın her alanına sızdığında, bizim için nefes alacak yer dahi bırakmadığında, “kadın dayanışması yaşatır” diyerek toplumsal muhalefeti en önde örgütledik. Erkek şiddeti bizi bazen adliye koridorlarında buluşturdu, bazen cezaevi önlerinde, bazen meydanlarda, bazense cenazelerde. Bugün ise hiç tanımadığımız ama günde 3 kadının öldürüldüğü bir ülkede canına tak eden kadınlar olarak yaşadıklarına hiç yabancı olmadığımız Emani’nin cenazesinde saf tuttuk.

Emani kaçıp sığındığı yerde kaçtığı ne varsa ona yakalanan mülteci bir kadın. Suriye’deki savaşın getirdiği şiddet, yoksulluk ve güvensizlikten kaçıp sığındığı Türkiye’de yoksulluk içerisinde yaşamaya çalışırken, Emani ve 10 aylık bebeğinin bedeni bir savaş alanına çevrildi. Kadın bedenini savaş alanı haline getiren, ırkçılıkla kol kola güçlenen erkeklik artık akıl almaz bir vahşetin en birincil kaynağıdır ve erkeklikle, erkek şiddetiyle mücadele etmeden Emani’yi anmak mümkün değildir.

Erkekliğe ve savaş diline hizmet eden, medyadan iktidara tüm güçler bu vahşetin bir parçası ve sorumlusudur. Emani’nin katledilişi hem misafirperverlik söyleminin hem de erkek egemen zihniyetin ikiyüzlülüğünü ifşa etmiştir. Suriyeli kadınların içinde bulundukları güvencesizlikten yararlanarak dini nikah adı altında cinselliklerini sömüren, eşlerini üzerine Suriyeli kuma getirmekle tehdit ederek Suriyeli kadınları her an kendileri ile evlenmeye hazır az masraflı yedek eş kadrosu olarak gören erkekler bu zulmün ortağıdır. Erkek şiddetini ve tecavüzü meşrulaştırarak sayısız kere cezasız bırakan veya “aşırı sevgi indirimi”, “iyi hal indirimi”, “haksız tahrik indirimi” ile cezai indirim uygulayan mahkemelerin karar vericileri erkekleri cesaretlendirerek suça ortak olmaktadır. Emani’nin Türkiye’deki kızkardeşleri olarak bir kez daha adliye koridorlarında buluşacak, Emani ve bebeğinin faillerinin en ağır biçimde cezalandırılması için hukuki sürecin takipçisi olacağız. Suriyeli kadınlar yalnız değildir!

Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi ve Demokratik İslam Kongresi Kadın Meclisi